tesettür gelinlik ve balkanlar1
ve askerî birimler, hanedanlar tarafından yönetiliyordu. Egemen devletinin ya da halkının bir bölümünü bir başka egemene satmasıya^'laması olağandı. Söz konusu birimler, kendilerine dinsel açıdan Bizansı alarak kurulan siyasal mülklerdi. Bölgenin bu yapısının, Osmanlı egenıetılj^ kolaylıkla yayılmasında etkili olduğu iddia edilebilir. Osmanlı devletide|J dana ve Balkan fetihlerini yürütebilmek için seçkin uç beylerine dayanıyj^ Türk beyleri egemenliklerini genellikle, geniş toprak hakları bağışlananyj^ tici sınıflara mensup Balkan Hıristiyanlarıyla işbirliği içinde gerçekleştin^ 1402-1413 yıllan arasındaki iç savaş sonrası Osmanlı Devleti, sıkı birmeıjjj denetim sistemi, muazzam bir bürokrasi, merkezden yönetilen güçlü birom ve yine merkezin denetimi altında bulunan ekonomik bir sistemle siyasalyj^ yı yeniden kurdu. Bu süreçte de sırtını Balkanlara dayadı. İlber Ortaylı'nun yüzyıldan itibaren OsmanITnın bir Balkan İmparatorluğu olduğu savıyeıinj bir değerlendirmedir. OsmanlIların Ortodoks kilisesine karşı güttükleripo^ imparatorluğun Balkanlı karakterini kuvvetle belirtir.
Bu dönemde Osmanlı yöneticileri, bölgedeki tahtlar için haksız yerehakt} lebinde bulunan Hıristiyanların neredeyse tümünü ortadan kaldırdılar ve4 sal kiliseleri İstanbul Patrikhanesi’nin dinsel yetkesi altına koydular. Balka Hıristiyanları arasında din ve siyaseti zorla birbirinden ayırdılar. Ancakuyntt rını, mümkün olan heryerde kendi ibadet dillerini (eski SlavoncayadaYuııaııci; kullanarak Ortodoks Hıristiyan inançlarını devam ettirmekle serbest bııaldılî Böylece modern Balkan devletleri tarafından "ulus olmanın" kanıö olarakbdı tileri dinsel inancın sürekliliğini güvence altına aldılar.
Yine belirtilmesi gereken bir husus var ki. Balkanlarda daha ilkçağlardanjv nümüze hâkim olan kültür Akdeniz imparatorluklarının etkisiyle şekillennıişti Eskiçağların Roma’sı, Ortaçağların Bizans’ı ve nihayet Osmanlı İmparatoriııjt İlIyricum (Balkanlar}'a asıl şeklini veren İmparatorluklar olarak tarihegeçmij lerdir.
b. Ulus İnşâ Edici Bir Unsur Olarak Din
Balkan kültürüne damgasını vuran ilk belirleyici kimlik, ilk çağlarda evro sel bir medeniyet yaratan Yunan medeniyetidir. Balkanların kendi ürünleriol-masıyla övündükleri bu medeniyet, önceleri kent devletlerin sınırlarınıaşamt mıştı. Hatta bölgenin coğrafî yapısı bu uygarlığın dağlık bölgelere yayılmas» engel olmuştu. Ancak, 11. Philippe'in kurduğu Makedonya Krallığı, oğlu Büyük İskender döneminde doğuya doğru genişleyerek bir dünya imparatorluğukotı^ muna yükseldi. İskender'in mızrak alayından oluşan ordusu Balkanlarınbûoi» bir kısmını krallığın topraklarına kattı. İskender, Hindistan’a kadar uzananbü
BALKANLAR EL KtTABlİ409
yük bir imparatorluk kurmayı başardı. Bugünkü Batı ve Doğu Avrupa yanında Hindistan, İç Asya ve Mısır’a kadar olan coğrafya bu Panhelenizm kültüründen etkilendi. Nihayet M. Ö. Ill-ll. Yüzyıllarda Balkanlara Romalılar hâkim oldu. Bu döneme kadar bölgede etkin olan kültür pagan Yunan kültürüydü.
tesettür gelinlik Bölgedeetkin olan ikinci medeniyet Roma medeniyetidir. Yunan kültürü. Roma medeniyetini etkilemiş ve onun şekillenmesini sağlamıştır. Milano fermanından yayımlandığı İmparator Constantin zamanından beri Roma'da Hıristiyanlık hoş görülmeye başlanmıştı. Bu dönemden sonra Roma İmparatorluğu sınırları içinde Hıristiyanlığın yayılması hız kazanmış ve bu semavi din, belirleyici bir kimlik haline gelmeye başlamıştı. Bir süre sonra, 1. Theodosius (346-395] zamanında Hıristiyanlık, imparatorluğun resmî dini kimliğini kazandı (M. 380). Ancak çok geçmeden imparatorluk yeni bir gelişmeye sahne oldu. Roma İmparatoru 1. Theodosius, ölmeden önce imparatorluk topraklarını iki oğlu arasında paylaş-armıştı. Onun ölümünden sonra imparatorluk. Doğu ve Batı Roma olmak üzere ikiye ayrıldı. Bu tarihten itibaren Doğu Romalılar, Germenler ve Barbarlar taralından yönetilen Batı Roma karşısında üstün bir konuma sahip oldular. Roma'yla olan politik ve idari bağlar önce gevşedi ve bir süre sonrada koptu. Artık büyük çoğunluğunun Yunanca konuştuğu ve yarım milyon kişinin yaşadığı bir başkente dayanan Helenizm, Balkan medeniyetinin Latin özelliğini silikleştirdi. Siyasî ayrılık zamanla mezhep farklılığını da yarattı. Batı Avrupa’da Hıristiyanlık Latin kökenine bağlı kalıp Avrupa coğrafyasını şekillendirdi. Doğu Hıristiyanlığı ise İstanbul merkez olmak üzere Grek mirasına sahip çıkarak Doğu Hıristiyanlığını oluşturdu. Hıristiyanlık artık kaçınılmaz bir şekilde Katolik ve Ortodoks diye iki mezhebe bölündü. Bu bölünme, iki imparatorluk arasında asırlardır devam eden çatışmaların sonucuydu. Bu tarihten itibaren de her iki mezhep, Balkanlar’da kendi hâkimiyetini sağlamak için diğeriyle amansız bir mücadeleye girişti. Bizans hâkimiyetindeki Balkanlar’da etnik gruplar, bu dönemde kiliseler tesis ettiler. Bizans’a bağlı olmakla birlikte 1185’te Bulgarlar Tirnova’da, 1219’da Sırplar İpek’te kendi kiliselerini kurdular. Bu durum, Osmanlı tehlikesi karşısında Bizans İmparatoru VII. Jean’ın 6 Temmuz 1439’da Floransa’da ilân edilen Kiliseler Birliği’ni imzaladı. Ancak bu olay pek de etkili olmadı. Din adamlarının ve halkın muhalefeti yüzünden, karar ölü olarak doğdu.
Türkierin Balkanlar'da bir tehlike olarak belirdiği zamana kadar Ortodoksluğun asıl düşmanının daha ziyade Katolik dünyası olduğu ileri sürülebilir. 1204'te yaşanan acı Latin tecrübesi hafızalarda tüm canlılığını koruyordu. Öyle ki, 14S2’de Bizanslı bir yetkili, papanın elçisine "Konstantinopolis'te Latin külahını görmektense Türk sarığını görmek daha iyidir" diyordu.
Konumuz açısından. Balkanlarda ulusçu hareketlerin uyanışında Ortodoks kilisesinin önemli bir yeri vardır. Ortodoks kilisesi, Hıristiyanlık ve ulusçuluk ideolojisini birlikte yürütmüş ve ulusçu hareketlerde etkin bir rol oynamıştır.
410 BALKANLAR EL KİTABİ
Bunun birçok sebebi vardır. Bu konu Millet sistemi ve entelektüel), başlığı altında yeterince incelenmiştir. Ancak burada yeri gelmişkensn*\ yebiliriz ki, Balkanlardaki ulusal uyanışta, kilisenin öncü olmasının ve],'^''') uzunca süre devam ettirmesinin başlıca nedeni, XVI. yüzyıldan itibar** mensuplarının batıdaki gelişmeleri ve yeni dünya görüşünü benimsemed ^ tenekleridir.
OsmanlIların Balkanlarda ilerleyişinden sonra bölgede İslâmiyet gede yayılmaya başladı. Bosnalılar gibi bazı bölge halkları Müslüman BosnalIlar, Balkanların Ortodoks yapısından faklı olarak Bogomil nıeti,,^ bağlıydı. Ortodoksluk ile Katoliklik arasında kalan Arnavutlar arasında yüzyıldan itibaren İslâmiyet yayılmaya başladı. Bu gelişme bölgenin etaj dinsel yapısını biçimlendiren diğer bir gelişme oldu. Osmanlı dönemindei,^ kültürü ve kiliseye bağlı edebiyat ve sanatlar, canlılığını ve gelişimini sürj, dü. Öte yandan Osmanlı kültürü, dile, sanata, gündelik hayata damgasınivu^ Böylece yerli halk kültürü, Orta-Doğu İslâm kültürü ile ilişkisi sonucuzenşn^^ ti. Bu kültür etkisinin en açık belgesi Balkan dilleridir. Türkçe'den alınmıj^ tür sözcüklerinin sayısı, bugünkü Balkan dillerinde bile, bölgesine göre2(K(. 5000 kelime arasında değişmektedir. Giyim-kuşam, halk müziği, yeme-igıui ve davranışlarda bugün bile Osmanlı mirası göze çarpmaktadır. Bununyanmi Osmanlı merkez ve taşra bürokrasisinde de Balkan kökenli devlet adamlanb paratorluğun son dönemine kadar etkili olmuştur. Türklüğün objektifolarai(e soı) hâkim olduğu, ama bilinç olarak [pour sof) arka planda kaldığı imparab lukta, Türklerin temel unsur olarak kabul edilmesine karşın, devlet idaresini ötekiler gibi sınırlı ölçüde katıldığı, hatta Balkan halklarının sayıca yönetiııi daha fazla olduğu söylenebilir. Üstelik paradoksal bir biçimde Türkulusçıılnjı nun şekillenmesinde etkili olan entelektüellerin bir kısmı Balkan kökenliydiİ Türkçüler arasında zikredilen Ahmet Vefik Paşa, bir Bulgar mühtedinintom» du. Şemseddin Sami [Fraşeri) Arnavut’tu. Türk ulusçuluğunun geliştiği kûlfe merkezlerin de (Selanik gibi) Balkanlarda olduğu hesaba katılırsa, bu etkiı; günümüzde de izlerini sürmek mümkündür.
Bunun yanında bölgede Yahudiler de bulunmaktadır. Ancak bölgenin lenmesinde bunların, Hıristiyanlar ve Müslümanlar kadar etkili olduğu edilemez.
c. İstimâlet ve Millet / Balkanlar'da Pax Ottoman
Balkanlarda ulusçuluğun tarihi bir süreç içinde oluştuğunu görmez^' lerek onu, "dış mihrakların" bir eseri olarak değerlendiren anlayış, ( anlayışında sorgulanmaktadır. Ancak Türkiye'deki tarih çalışmalarına olan anlayışta hâlen bu geçmiş dönemin izlerine rastlanmaktadır.Türk®
412 BALKANLAR EL KİTABİ
Balkan ulusçuluğunu, Batı Avrupa’daki benzerlerinden ayıran özeiijü rihsel kökenleri de anılan yapıda yatmaktadır. Bu yapı, varlık sebebi bir cemaat birlikteliğiyle müşterek hayat içinde varlığını sürdiirmekte^^-Balkan devletleri laik olduklarını iddia etseler de halk desteğine ihtiyaç(j|^''s: larında dinsel öğelere başvurmak zorunda kalmışlardır. Bu açıdan letleri, dinsel-etnik milliyetçiliği hiçbir zaman geri plana itmemişlerdir.
OsmanlI İmparatorluk rejimi, din ve ırk ayrılığı gözetmeyen, bütün (pi OsmanlI egemenliği altında birleştiren siyasî bir düzendi. Balkanlar'damj^ ziyetçi imparatorluk rejimini yeniden canlandıran Osmanlı İmparatorluğu men oiduğu topraklardaki yerli halk üzerinde baskıcı bir politika izlemenj.’^ Doğu Roma İmparatorluğu’nun mirasçısı olarak hareket etmiştir. Bu mirası, önemli göstergesi, Doğu Roma İmparatorluğu’nda görüldüğü gibi, devletin^ çük köylü aile çiftliğini (çift-hane) ve köylü emeğini bilinçli ve sürekli biçiuı^ korumayı bir devlet görevi olarak benimsenmesidir. İmparatorluk siyasi rejj, nin ve temel vergi kaynaklarının korunması, bu tip köylü ünitelerinin konuju sına bağlı idi. Osmanlı Sultanları daima "reaya fukarasını”, her zaman komili lardır. Osmanhlar, Balkanlarda, toprağı ve köylü emeğini devlet kontrolüaltus geçirmiş, feodal beyleri, voyvoda ve kefalyaları sindirmişlerdir. Yine bununt göstergesi olarak timar rejimini uygulamışlardır. Böylece eski merkezîRomam paratorluk rejimini yeniden canlandırmışlardır. Doğu-Roma İmparatorluğir, bürokratik-merkeziyetçi idaresini yeniden canlandırma, köylü kitleleri lefc bir çeşit sosyal devrim anlamına gelmiştir. Osmanlı İmparatorluk rejimi,büyü köylü kitlelerini ilgilendiren Osmanlı-öncesi kânunları, örf ve âdetleri, vergleıi Osmanlı kanunnameleri içine alarak bu uzlaşıcı politikayı en geniş kapsami uygulamıştır. Böylece, özel hukuku kapsayan İslâm hukuku yanında, örfi-sultaıi kanunlar, bağımsız bir imparatorluk hukuk sistemi olarak merkeziyetçibûrokn tik yönetimin temelini oluşturmuştur. Köylü, kendisini en yakından ilgilendirr vergilemede de, feodal keyfî vergilerin ve angaryaların kalktığını, fakatyüzyıi lardır alıştığı temel imparatorluk vergi sisteminin geri geldiğini görmüştür.İ55 bütün bunlar, Balkanlar’da Osmanlı İmparatorluğunun nasıl kurulduğu ve İn siyasî yapının neden beş yüzyıl yaşayabildiğini açıklamaktadır. Halil İnalctt işaret ettiği gibi. Balkanlarda Osmanlı egemenliğinin asırlarca sürmesininıif denini açıklamak için "Fatih kanunnamesiyle büyük Çar Stefan Duşanînkaut namesini karşılaştırmak yeterlidir." Duşan kanunları, köylüye knez’in yarana haftada iki gün angarya emrederken, Fatih kanunnamesinde bu yükümlülükyl-da üç gündür.
Millet sistemi Fâtih'in eseridir. Fâtih, 1454 yılında Ortodoks HıristiyanmiM kurdu. Bu milleti kültürel ve siyasî açıdan Rum olan İstanbul Patriği nin yeti® altında topladı. Bizans kilisesinin Roma ile birleşmesine karşı çıkan Scholarist Genadi'yi ilk Patrik olarak atadı. Artık Ortodoks nüfusun bütün dinî, kültürel»’
BALKANLAR EL KlTABl|413
tesettür gelinlik jjlevülişkileri, Patrik'in yetkisindeydi. Bu sayede siyaset ve din birbirinden ayrıldı. Fâtih'in kurduğu bu millet, Rumlar, Bulgarlar, Sırplar, Arnavutlar, Ulahlar, goğdanlılar, Rutenler, Hırvatlar, Karamanlılar, Süryaniler, Melkitler ve Arap Hıristiyanları içeriyordu. Bundan başka 1461'de de Ermeni milleti kuruldu, gu milleti de Ermeniler, Süryanileri, Keldaniler, Kiptiler, Gürcüler ve Habeşiler oluşturuyordu. İspanya ve Portekiz’den akıp gelen Musevi göçlerinden sonra da Vahudi milleti tesis edildi. Yahudi milleti, Aşkenazler, Romayotlar ve Karaimler gibi bütün Musevileri kapsıyordu. Her millet, önderleri olan din adamları aracılığıyla Patrikhaneye bağlı bir dizi etnik ve dil grubundan oluşuyordu. Hem merkezdeki hem de yerel düzeydeki millet önderleri/temsilcileri kendi cemaat üyeleri tarafından seçiliyorlardı. Son aşamada ise Sultan'ın onayına sunuluyorlardı.
tesettür gelinlik Millet sisteminin özgün tarafı. Sultanla gayrimüslim uyrukları arasında yarattığı ilişkiydi. Sultan Müslümandı, bu yüzden Hıristiyan uyrukların dinsel bir önder olarak görünmüyordu. Tüm dini konular Patrikler ve Kilise Meclisleri tarafından ele almıyordu. Devletin üstünlüğü Sultanın millet temsilcilerinin seçimini onaylama hakkına sahip olmasıyla simgesel bir biçimde korunuyordu. Ancak OsmanlI yönetimi, dünyevi ve ruhani yetkeler arasında güçler ayrrılığı yaratarak bu tür çatışmalardan kaçınmıştır. Dolayısıyla, Hıristiyan uyruklar, Sultan'ı dinsel bir otorite olarak değil, düzenin koruyucusu ve kanunun uygulayıcısı olarak görmüşlerdir.
Ortodoks millet yapılanmasının taşradaki teşkilâtlanması, güçlü bir etnik köken duygusunun gelişmesinde rol oynamıştır. Ortodoks milletinin üyeleri çeşitli etnik kökenlere sahiptiler. Kendi cemaatleri içinde yaşıyor ve kendi dillerini kullanıyorlardı. Üst düzey kiliseler, ibadetleri Yunanca ya da Kilise Slavoncasıyla yapıyorlardı. Bulgar ve Sırp kiliselerinin ibadet dili olan Kilise Slavoncası, dokuzuncu yüzyıl gibi erken bir tarihte resmiyet kazanmıştı. Ancak belirli bir etnik grubun çoğunlukta olduğu yerlerde ibadetlerin, genellikle o grubun diliyle yapıldığı gözleniyordu. Giderek hâkim grubun dili cemaatin dili durumuna geldi.
Kiliselerin içinde ya da yanında yer alan okullar cemaat tarafından destekleniyor ve mahalli rahipler tarafından yönetiliyorlardı. Hıristiyan cemaat okullarında da, medrese ve tekkelerde olduğu gibi, dinî konular müfredatın büyük bölümünü oluşturuyordu. Vergiden muaf bir dinî kurum ve vakıf olarak kabul edilen, pek çok akarı olan ve aynı zamanda daha zengin kiliselerden gelir elde eden Patrikhane, mahalli kurumlan desteklemek için para vermiyordu. Dolayısıyla İler cemaat, kendi kendine yeter hâle geldi. Bu da, cemaat üyeleri arasında güçlü bir dayanışma duygusu gelişmesine sebep oldu.tesettür gelinlik

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder