tesettür gelinlik ve balkanlar konular

tesettür gelinlik ve balkanlar konular 

Trablusgarb'daki birliklerini takviye edemeyen Osmanlı devleti^ fevkalade olumsuz bir gelişmeydi. İtalya, Osmanlı savunmasına karşı baskı^ artırmasına hatta Oniki Ada’yı işgal etmesine rağmen istediği barışı elde eden, di. Avrupa’nın yeni gücü İtalya, yaşlı ve hasta Osmanlı devletine karşı üstâııiij sağlayamıyordu. Fakat bu sırada başlayan Balkan savaşı Devleti Tarblusgar|)’|j| çekilmeye zorlayacaktır. İki ateş arasında kalan Osmanlı devleti, 1912Ekiınıı|^ imzaladığı Ouchi Barışı ile Trablusgarb’ı İtalya’ya vermiş, İtalya’nın işgalindeln,,, lunan ama Balkan Savaşları sırasında Yunanistan’ın göz koyduğu Oniki Adjj "geçici olarak’’ İtalyan koruyuculuğuna bırakmak zorunda kalmıştır.
tesettür gelinlik Bütünbunlarolurken Yunanistan da Megaloİdea peşindeydi. Yunan Başbakarn Elefterios Venizelos 1911 Martında yaptığı bir konuşmada, açıkça "Helenizm'u "Megalo İdea"dan söz etmekteydi. Yunanistan’ın gözü, Makedoya'nın Egelıi|f lan, bütün Ege Adaları ve Girid’e dönüktü. Yunanistan’ın 1908'de Girid'iÜ (enosis) teşebbüsü ve Yunanistan’ın bu politikalarına yönelik Makedonya'dıii Rum çete faaliyetleri, Bulgaristan’ın hedef ve faaliyetlerini aratmayacakboyıt taydı.
Görülmektedirki, Osmanlı Devletinin Balkan topraklarına göz koyan ûçBalb Devleti’nin, Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’ın, ele geçirmeyi hedefledikleıi toprak Makedonya yani bizim Rumeli topraklarıydı. Ne var ki, Makedonya,bs üç devleti bir noktada birleştireceği yerde, her üçünün de bu toprağa bir biti olarak göz koymaları sebebiyle, bu devletleri birbiriyle çatışma durumunasok maktaydı. Makedonya, bu üç devletin ortak hareketini en büyük engelinite;U ediyordu. Bu durum, özellikle Bulgaristan ile Sırbistan arasında söz konusuyla Bu sebeple bu üç devletin, özellikle Osmanlı devletine karşı, işbirliğini veortıl hareketini sağlamak için, birisinin çıkıp, bu engeli yıkması gerekiyordu. Bula Slavların genel koruyucusu Rusya oldu. Rusya, bu üç devleti Osmanlı Devleti'tf karşı birleştirip Balkan Savaşları ile, Osmanlı Devleti’ni Balkanlardan Meni nehrine kadar gerilemeye mecbur etmekle beraber, ne Çarlık Rusyasıvenede ondan sonraki Sovyetler Birliği, Sırbistan, Bulgaristan ve Yunanistanarasındab "Makedonya Sorunu"nu günümüze kadar çözmeye muvaffak olamamış vesom-bugün de varlığını ve dolayısıyla Balkanlar politikasındaki etkinliğinidevamU tirmektedir.
BALKANLAR EL KİTABI|40l
19. yüzyılda başlayan Osmanlı devletinin parçalanma sürecinin, 20. yüzyıla girildiğinde doruk noktasına vardığı açıkça görülmektedir. Osmanlı devleti 1914 yılında I. Dünya Savaşma girecek bu savaş sonunda 600 yıllık ömrü tamamlanacaktır.
KAYNAKÇA
Aksun, Ziya Nur, Osmanlı Tarihi, C.V, İstanbul, 1994.
Armaoğlu, Fahir, 20.YüzyılSiyasi Tarihi 1914-1980, Ankara, 1988.
Armaoğlu, Fahir, 19.YüzyılSiyasî Tarihi (1789-1914), Ankara, 1997.
Castellan, Georges, Balkanların Tarihi, İstanbul, 1995.
Cvijic (Tsyyich), Y., La Peninsule Balkanigue, Geographie Humanie, Paris, 1918. Durham, M. E., Some Tribal Origin, Laws and Customs of the Balkans, London, 1920.
Genç, İlhan, "Balkanlarda Türk Divan Edebiyatı ve İzleri", Uluslararası Kıbrıs ve Balkanlar Türk edebiyatları Sempozyumu Bildirileri, İzmir, 1998.
Hafız, Nimetullah, "Yugoslavya'da Yayınlanan Kitapların Bibliyografyası", Sesler Dergisi, sayı.180, Üsküp, 1983.
Hafız, Nimetullah, Kbsovo Halk Edebiyatı Metinleri, Priştine, 1985.
İnalcık, Halil, The Ottoman Empire, The Classical Age, 1300-1600, London, 1973. İsen, Mustafa, Ötelerden Bir Ses, Ankara, 1997.
Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, C.VIII, Ankara, 1988.
Karpat, Kemal, "Balkanlar", DİA, C.5, s.25-32, İstanbul, 1992.
Karpat, Kemal, Osmanlı Geçmişi ve Bugünün Türkiye'si, İstanbul, 2004.
Kaya, Fahri, Çağdaş Makedon Şairleri Antolojisi, Ankara, 1993.
Mantran, Robert, L'Histoire de TEmpire Ottoman, Fayard, Paris, 1989.
Miller, W., Ottoman Empire and its Successors, Cambridge, 1936.
Özönder, M.Cihat, "Balkan Gelişmeleri, Makedonya Sorunu", Kök Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt, 3, Sayı 1, Ankara, 2001.
Öztuna, Yılmaz, Rumeli Kaybımız, İstanbul, 1990.
Palmer, A.W., Independent Eastern Europe, London, 1962. kistelhueber. Rene, Histoire des Peuples Balkanigues, Paris, 1950.
Sander, Oral, 5/yosı Tarih, Ankara, 1999.
Seton-VVatson, H., Eastern Europe Betvveen the Wars, Cambridge, 1945.
Stavrianos, L. S., The Balkans since 1453, Nevv York, Rinehart, 1958.
BALKANLARDA ULUSÇULUK HAREKETLERİ
tesettür gelinlik Yrd. Doç. Dr. Yahya Kemal Taştan Ege Üniversitesi
Ondukozuncu yüzyılda Renan, ulusçuluğu iki kısımda tasnif etmişti: İlki ulusu vatandaşların ortak iradesi temelinde tanımlayan ve meşruiyet kaynağını bu iradeden alan "Fransız usulü" politik ulusçuluktu.^' İkinci grubu, ulusu etnik ve/ veya kültür-dil-tarih temelinde tanımlayan "Alman usulü" ulusçuluk oluşturuyordu. Bu tanım günümüzde içeriği biraz değiştirilerek farklı bir görünüm kazanmıştır. Buna göre, kaynağını Fransa'nın oluşturduğu ulusçuluk biçimi Batı Avrupa merkezli ulusçuluklar tanımlanmasında kullanılır. Batılı ulusçuluklar, ulus-devlet sürecini ve tarihsel işlevini tamamlayıp, sönmeye yüz tuttuğundan ötürü "medenî" olarak vasıflandırılırlar. Oysa Alman ulusçuluğu ya da bir başka ifadeyle kültürel ulusçuluk, değişikliklere uğrayarak. Doğu Avrupa/Balkan ve Ortadoğu ulusal hareketlerinin şekillenmesinde etkili olmuştur.
Balkan ulusçuluğu da Alman/Doğu Avrupa türünün müstesna bir alt-türü-dür. Batı Avrupa merkezli olmayan bu ulusal hareketler, kültürel ulusçuluğun etkisiyle radikal görünümler kazanmıştır. Bu ulusçuluk türü, genel bir ifadeyle, "anakronik ulusçuluk" olarak tanımlanır. Anakronik ulusçuluk biçimi, "fanatik", 'gayri-medeni" özelliklere sahiptir. Anakronikliğinin asıl nedeni de, "medenî ulusçuluğun" yaşadığı tarihsel vetireyi tamamlayamamış olmasıdır. Nitekim Batı Avrupa’nın icadı olan "Balkanlaşma" tabiri de bu gayri-medeniliğin bir yansımasıdır.
1 OsmanlI'da millet, bugünkü anlamdan farklı bir tanımlamayı İfade etmek için kullanılmaktadır. ■Millet”, OsmanlI imparatorluğunu oluşturan farklı dinsel gruplardan meydana gelen kompartımanlara atıfta bulunmaktadır. Dolayısıyla OsmanlI'daki kullanımı ile millet, "community-communitas" anlamında dini topluluğa denk düşmektedir. Etnik grup karşılığı olarak da OsmanlI'da "kavm” kullanıla gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun bir ‘'milletler" topluluğu olduğu dikkate alındığı ve imparatorluğun doğası gereği ulus bilincini göz ardı ettiği düşünülürse, ulus yerine millet, ulusçuluk yerine milliyetçilik kullanmak tarihî bir yanılgı olur. Bu nedenle nation/natlonallsm kelimesinin karşılığı olarak ulus/ulusçuluk kavramı
ulusçuluğa soyunmasını ifade etmek için kullanılmaktadır. Terimineşbiçj3 bile ulusçuluğu”nda, bu anlam çok daha güçlüdür. Aynı zamanda bu ifade g ' uluslarının rüştünü ispatlayamadığını da ima etmektedir. Nitekim buyaij. 19. yüzyılda Slav halkları için kullanılan "tarihsiz halklar" (NonhistoricPe^ terimine de denk düşmektedir.
"Mikro-ulusçuluk", "anakronik ulusçuluk" gibi terimler, fanatizme ^ "geri” bir ulusçuluk olarak tanımlanan Alman/Doğu Avrupa türü ulusalharei^ ler için yapılan yorumların üzerine oturur. Bu ulusçuluk, dilsel-tarihselveif|[jj veya etnik bir kimlik tanımına yaslanır. Ülküsünü ve teritoryal (ülkesel]siniri^ m bu organik tanımlar çerçevesinde çizer. Tarihlerin, dillerin, geleneklerinbaı^ kimi yerde dinsel yapıların iç içe geçtiği, etnik toplulukların birbirindenbeliıj, yoğunluklar hâlinde ayrılmadığı bu coğrafyada; organik ayrımlar icat etmen sınırları "doğal” kabul edilen sınırlarla örtüştürme çabası, Balkan ulusçulnj, nun kendi türü içinde bile "aşırı" bir uç teşkil etmesine yol açmıştır. Balkanlar^ ulusal devletler tasarladıkları "saf” etnik-ulusal nüfuslarının bir kısmını sınırljı dışında bırakarak ve kendilerine "politik düşman”lar icat ederek kurulnnışlj dır. Cari Schmitt’in "politik düşman” hakkında söylediği gibi, "Politik düşman; ahlâken kötü, estetik bakımdan çirkin olması gerekmez. O değişiktir,yabanailı varoluşsal olarak özel, yoğun bir anlamda değişik ve yabancı bir şey oluşu, onn özselliği açısından yeterli bir niteliktir.” sözü bu çerçevede yerine oturmaktaiı; Etnik ve ulusal toplulukları yatay kesen ortak kimlik unsurlan, “saf" ulusallda likler pahasına bastırılmış ve indirgenmiştir.
Balkanlar’da istikrar, emperyal bir dış güce her zaman ihtiyaç duymij tur, Balkan halkları, kendilerini yönetebilme yeteneğinden yoksundıuk Bağımsızlıklarını kazanan ilk Balkan devletlerinin Batı AvrupalI prensler tan fından yönetilmesi de bunun bir göstergesidir. Bu aynı zamanda Batı Avnıpa'ım dayattığı "gayrimedenilik’ yaftasıyla da ilgilidir. Balkanlaşma imgesi, Batı'dalı Balkanlar resminin önemli bir parçasıdır. Batılı medeniyetçi milliyetçiliğinsojıl ve mutlak durumlar olarak dışlaştırdığı, belirli başka kültürlere özgülediğişiddet kültürü, barbarlık, hoşgörüsüzlük gibi insanlık halleri bakımından Balkanlı bulunmaz bir ulusal parktır. Balkanlar’m Balkanlaşmasına yol açan tarihselS menleri talileştiren "Balkanlaşma” terimi, bugün teritoryal parçalanma ve p tışma sarmalı yanında, yozlaşma, kötü yönetim, baskı politikası, çürüyenikt darların adarda hızla değişmesi, şiddet, umutsuzluk gibi değerleri ifade edeı Balkan sözcüğünden türeyen en önemli sözcük ve kavram "Balkanlaşnıa'ıl» 19. yüzyılın sonunda Balkanlar, katışıksız coğrafi anlamı yerine git gidesiyıs bir anlam yüklenerek, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan devletleri tanımli' inak için kullanılmıştır; Sırbistan, Yunanistan, Karadağ, Bulgaristan ve Romanya
fski coğrafi ve siyasî birimlerin ulusçu akımlarla parçalanması sonucunda, yeni ye ayakta kalacağı şüpheli küçük devletlere dönüşmesi sürecini belirtmek için jıkça başvurulan "Balkanlaşma" sözcüğünün, Balkan uluslarının yavaş yavaş OsiTianlı İmparatorluğu’ndan ayrılmakta olduğu yüz yıl boyunca türetilmiş ol-manidardır.
tesettür gelinlik Bu çalışmanın ana konusu olan Balkan ulusçuluğunu "anakronik milliyetçili-gjn'bir örneği olarak değerlendirmek mümkündür. Bir uluslar/ etniler deposu görünümü arz eden Balkanlar’da farklı uluslar/mezhepler arasında sürtüşmeler olduğu gibi özdeş uluslar/mezhepler arasında da sürtüşmeler tarih boyunca eksik olmamıştır. Bu günümüzün moda tabiriyle fanatizmin yarattığı "politik düş-nıan'îığm bir eseridir. Tarihî deneyimler öyle gösteriyor ki, politik düşmanlıklar devam ettiği sürece Balkanlardaki sürtüşmeler bundan sonra da dinmeyecektir.
I. Balkan Ulusçuluğunu Hazırlayan Etmenler
Coğrafya, Kafkaslarda, Ortadoğu'da ve Balkanlarda olduğu gibi kültürler ve kültürler arası ilişkilerde önemli bir rol oynamaktadır. Kafkasların etnik, dilsel ve dinsel özellikleri yanında coğrafya da göz önünde bulundurularak "cebel-i el-sine” diye adlandırılması rastlantısal değildir. Balkan kelimesi de "ormanlarla kaplı sıradağ" anlamına gelir. Gerçekten de Balkan yarımadasının dikkate değer ilk özelliği dağlık oluşudur. Yüksek dağlar ve platolar, geniş ovalar, yüzlerce akarsu bu coğrafyanın genel özelliklerini oluşturur. Bölgenin bu özelliği kültürler arası ilişkileri zorlaştırmış; kültür, dil ve geleneklerin birbirinden farklı bir biçimde gelişmesini sağlamıştır. Coğrafî şartların belirlediği doğal kapalılık, birbirlerine bitişik yaşamalarına rağmen, kültürel açıdan izole ve birbirlerinde uzak, hatta birbirlerine düşman halklar yaratmıştır.
Balkanlarda tek bir ulustan bahsetmek imkânsızdır. En eski Balkan top-lumları, Hint-Avrupa dilini konuşan Yunanlılar ve İllirya kökenli Arnavutlardır. Romenlerin kökenleri de Trakya bloğunda yer alır. Ancak bunlar, Romalılaşmış ve Latinceden türeyen bir dili kullanmışlardır. Aralarında dil birliği bulunan bkat dinsel bakımdan farklılık gösteren Güney Slavları (Sırplar, Hırvatlar, Slovenler, Karadağlılar, Bosna-Hersekliler] Balkan coğrafyasında önemli bir yekûn teşkil etmektedir. Slavların ardından Balkanlara gelen Bulgarlar, çok geçmeden Hıristiyanlaşmış ve kendi dillerini bırakarak Slavca konuşmaya başlamış-brdır. 14. yüzyıldan beri Balkanlara yerleşen Osmanlı Türkleri, Türk-İslâm kültür ve medeniyetini burada yaymışlardır. 1492'de Ispanya'dan sürülen Yahudi topluluklarının bir bölümü ve Avrupa'nın en kalabalık Çingene topluluğu da kalkanlardadır. Bunların dışında çok sayıdaki etnik gruplar karmaşık şekilde kalkan coğrafyasının değişik bölgelerinde yaşamaktadır. Her ne kadar bugün kalkanlar'da mevcut olan her ülke tek dil, din ve kültüre sahip olduğunu iddia
BALKANLAR EL KİTABI
ediyorsa da bunların hepsinde çeşitli dil ve din ayrılıkları ve onların sei, ğu gerginlikler hüküm sürmektedir.
Bir halk salatası veya etnolojik bir müze görünümü arz eden Balkan sel ve dinsel açıdan incelemek mümkündür. Balkan dilleri beş ayrı rılmaktadır. Bunları Slav dilleri topluluğu (Sırbistan, Bosna-Hersek, Hırvatisyan, Makedonya, Bulgaristan), Latin kökenli Romence ve Ulahça şan topluluk (Romanya, Makedonya, Bulgaristan, Yunanistan, Dalmaçya),ii|, konuşan topluluk (Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan), Arnav? konuşan topluluk (Arnavutluk ve Kosova) ve Türkçe konuşan topluluk Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya ve Dobruca) diye tasnif etmek mömkiiaj
Bölge, dil yönünden olduğu gibi din yönünden de çok karışık bir 013112^., arz eder. Ortodokslar, Müslümanlar, Katolikler ve Musevîler bu karmaşılilu;^ tanın başlıca unsurlarıdır. Din, Balkanlarda ulusçuluk akımının uyanıuasıp/ önemli bir etken olmuştur. Öyle ki, din ve ulus tarihî bakımdan birbirindenayn' mayacak bir biçimde iç içe girmiştir. Nitekim Balkan liderleri XIX. yüzyıldaj? Avrupa ulusçuluğunun laik yönlerini şeklen kabullenmelerine rağmen halk kitleleri din ile milliyeti bir bütün olarak benimsemekte devam etmijle dir. Dolayısıyla ulus dile değil dine bağlanmıştır. Başta Sırbistan ve Yunanistı; Ortodoks mezhebine dayalı homojen toplum oluşturma amacındadırlar.Bular zaman Sırbistan örneğinde olduğu gibi “etnik temizlik” çabalarına, kimizama. da Yunanistan örneğinde olduğu gibi asimilasyon politikalarına yol açmaktaJ; Balkan ulusçuluğunun aşırılığa varan bu politikasının tarihî kökenleri vardıı
a. Ulus İnşâ Edici Bir Unsur Olarak Tarih
İrk yönünden saflık, eskiliğin belli başlı göstergelerinden biri olarak kak edilir. Bu olgu aynı zamanda meşruiyet kaynağının da başlıca malzemesii Eskilik yahut tarihsel geçmiş, bir coğrafya üzerinde tarihsel hak taleplerireik meşru bir zemin hazırlamaktadır Ancak Balkanlar’da o kadar çokhaktalebiffi dır ki, bu talepler kimi zaman iç içe girerek yahut düşman toplumlaryarataıi' karşımıza çıkmaktadır
Balkanlar'da tarihsel geçmişlik / eskilik yönünden şeref madalyası, Grekies ve İlliryalıların soyundan gelen Arnavutlara aittir. VII.yüz30İdagelen Slavlarveçı nümüzde dahi Anadolu'yu işgal ettikleri ileri sürülen Türkler davetsiz misafiri; kabul edilirler. Nitekim benzer iddialar karşısında Türkiye Cumhuriyeti,kunrlî aşamasında atalarının Etiler olduğuna ve böylece Anadolu’da Greklerdenıisf önce yerleştiklerine ilişkin tarih tezleri geliştirmiştir (Günümüzde deKürtlerr Ermeniler arasında, Van gölünün çevresinde bir krallık kuran Urartularınkens ataları olduğu konusunda tartışmalar sürmektedir). Komünist rejim dönen®
ileSlavlaşmış bir Türk kavmi Bulgarlar da, Trakların soyundan geldiklerini ilan etmişlerdir. Bu çerçeveden değerlendirildiğinde, MakedonyalIların da. Büyük İskender'in soyundan geldikleri şeklinde bir kavga vermeleri anlaşılmaktadır. Aynı şekilde Romanya da etnik olarak "Latin” olduğu yönünde bir efsaneye sıkıca sarılmaktadır. Romen ulusunun, Dakyalıların yüz altmış yıl topraklarını işgal eden ve saf Latin olduğu varsayılan Romalı lejyonerlerle birleşmesinden doğduğu miti sıklıkla işlenmiştir. Efsaneye göre bu birleşmeden doğanlar bin yıldan uzun bir sure, Gotlar, Avarlar, Slavlar ve Macarlar gibi göçebe sürülerle karışmamak için dağlarda yaşamışlardır. Nihayet yeni bir ulus kurmak için dağdan inmişlerdir.
tesettür gelinlik Dağlık bir bölgede başkalarıyla temas kurmadan yaşayan bir ulusun kendi içinde çoğaldığı şeklindeki bir iddia Balkanlarda oldukça yaygındır (Bu arada Ergenekon destanındaki motifin de aynı olduğu gözden kaçmamalıdır). Bu iddiaya göre, Antik Grek ve BizanslIlar, llliryalı Arnavutlar ya da Slav Karadağlılar, başta Türkler olmak üzere işgalcilerden kaçarak dağlara sığınmışlardır, işgalcileri yenip ulus-devletler kurmak üzere dağdan inmeden önce, uzun yallar emik ve kültürel yönden kimseyle karışmadan farklı kültürlerden yalıtılmış bir ortamda yaşadıklarını iddia etmişlerdir. Öyle anlaşılıyor ki, egemen kültür veya güçlü topluluklar karşısında asimile olmadan yaşamanın tek şartı geçit vermez dağlar arasına saklanmaktır. Bu hem kültürü devam ettirmenin ve hem de kültürel milliyetçiliğin en önemli özelliklerinden biri olan "saf ırk" anlayışının etkin bir göstergesidir.
Günümüz ulusçu Balkan tarihçileri. Ortaçağ devletçiklerini, çağdaş Balkan uluslarının öncülleri olarak kabul ederler. Bu varsayım büyük ölçüde yanlış ve taraflı bir yaklaşımın ürünüdür. Ancak bazı tarihçiler. Balkanlardaki ulusal bilincin uyanışını Ortaçağlardaki devlet varlıklarının ve kültürlerinin bir ürünü olarak değerlendirirler. Oysa OsmanlIların Balkanlar’da yayılışı sırasında herhangi bir güçlü etnik bilinç ya da çağdaş manada Sırp, Bulgar gibi büydık nüfuslarla tarif edilen topluluklar yoktu. Bölge halkı, aşiret bilincinde, hiçbir etnik ve siyasal ortak paydası ya da tarihsel birlikteliği olmayan bir yapıya sahipti. Ortaçağın Balkan devletçikleri/mülkleri başka coğrafyalardan gelip bu topraklan istilâ eden ve buralarda yaşayan büyük Slav topluluklar üzerinde egemenlik Ituran savaşçı, göçebe kavimler tarafından kurulmuşlardı. Bugün bölgenin en eski yerleşimcileri ve sahipleri olduğunu iddia eden Slavlar da buraya dışarıdan göç etmişlerdi. Slav topluluğu, oradaki nüfusun yerini almış; yerli İlliryahlarla, yunanlılar, batinler ya da önceki Hun ve Avar akınlarından arta kalan topluluklarla karışmışlardı. Sonradan, her ikisi de İran kökenli olduğu sanılan Hırvatlar veSırplar, Balkanların kuzeybatı bölgesindeki Slavlar üzerinde egemenlik sağla-ıtıışlardı. Böylece IX. Yüzyılın ilk Sırp devletçiğini kurmuşlardı.tesettür gelinlik

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder