tesettür ve felsefi konusu
en güzel yazıları yazan tesettür diyorki tarafından yönelinen, niyet edilen şeyler gözüyle bakılmasını transand olan 'bulantr nöbetlerinde fark eder. Pek tabii ki biz çalışmamızın bu kısmında Sartre'm Bulantı romanını incelemek niyetinde değiliz. mamızın ileriki bölümlerinde daha ayrıntılı olarak yapmaya çalışacağız. Zat*^ burada dile getirdiklerimiz de Bulantı üzerine söyleneceklerin çok az kısrn^ ifade etmiş durumdadır. Burada bizim dikkat çekmek istediğimiz Sartre',r| Varlık ve Hiçlik adlı eserindeki felsefî teori, kavram ve söylemlerin Bulantı adlı romanında tema olarak işlendiğidir. İşte bu noktada felsefî romanın en tipn^ örneği Sartre'ın Bulantı adlı romanıdır.
Bu bilgiler ışığında, bir filozof ve felsefeciye ait felsefî sistem ve söylemin, ontolojisini, epistemolojisini, etiğini, mantığını, metafiziğini, bilgi, insan ve ruh karşısındaki tavrını, gerçeklik ve 'ne'lik anlayışını, tümeller karşısındaki tutumunu tem olarak işleyen romanlara felsefî roman denir.
Hiç kuşkusuz birada belirtmekte fayda var. Bir roman herhangi bir filozofun felsefî sistem ve söyleminin yukarıdaki sayılan öğelerinin bütününü işlemeyebilir veya bir bölümünü de fragmatikal olarak İşleyebilir. Bu tür romanları da felsefî roman kategorisi içinde değerlendirmek gerekir. Bu noktada roman boyunca veya fragmatikal olarak bir felsefî söylem veya sistemin, teori ve kavramlarını, tema olarak işleyen, bu temadan yola çıkıldığında ise bünyesinde işlenen felsefî sistem ve söylemin teorileri ve kavramlarına kolayca ulaşılabilen romanlar felsefî romanlardır. Hiç kuşkusuz böylesine sınırlarını net olarak tanımladığımız ve böylelikle de sınırlandırdığımız romanların sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Bu tarz felsefî romanlar sadece bir felsefî sistemi veya söylemi tema olarak işlemekle kalmaz aynı zamanda tema edindiği felsefî sistemleri ve söylemleri de tartışır.
Çalışmanın başlangıcında felsefenin 'ne' olduğundan ziyade felsefî söy-lem'in 'ne' olduğu ve özelliklerini ortaya koymaya çalıştık; çünkü felsefî söyle mi diğer malzemesi dile dayanan sanat dallarından ve bilgi alanlarından ayıran bu söylemdir. Bu nedenle ilk olarak kavramlarla örülen felsefî söylemin Ö0e0iklefinin ortaya konulması gereklidir. Bunu yaparken de felsefecilerin ¥eya flhzofların felsefeyi tanımladığı kaynaklardan biraz olsun uzak durmaya §atşmak daha çok felsefî söylemin özelliklerine dikkat çeken eserlere başvur-4lğL )IŞne bu noktada gördük ki felsefenin ne olduğuna dair pek çok önemli nispetle felsefî söylemin 'ne’liğine dair o kadar da çok az
; feMf söyierr>le edebî söylemi karşılaştırmak için edebî söyle-^ mtâim koymaya çalıştık. Felsefi söylemin tespitinde olduğu f ^ edebiyatın tanımından çok edebi söylemin •Mer belirlenmeye gayret edindik. Bu noktada ^ btrtUnnden farktı tanımlarının olmasına rağ ^ k «ıdo m 'mekiğine dair yeterli bilgi yoktur.
CAFER ŞEN
Üçüncü olarak özellikleri belirlenen 'edebî söylem' ile 'felsefî söylem'I karşılaştırarak aralarındaki farkları belirlemeye çalıştık. Herhangi bir konuda akıl yürütmelerle matematiksel kesinliğe ulaşmayı amaçlayan ve bu noktada yorumu dışarıda bırakmaya çalışan felsefî söylem net kavramlarla örülürken, edebî söylemde ise gösterenler zinciri birbirleriyle ilişki kurarak gösterileni sürekli örter, gizler ve yüceltir. Bu nedenle edebî söylem, sembol, metafor ve söz sanatlarıyla sürekli yorumu gerektirir. Hiç kuşkusuz çalışmamızın teorik kısmında felsefî söylem ve edebî söylem arasındaki farkları öne çıkardığımız gibi Türk romanında felsefî açılımları örneklediğimiz bölümde ise bir yöntem olarak roman ve felsefenin birleşimi üzerine dikkatlerimizi yoğunlaştırdık. Bunun en önemli nedeni ise ayıklamadır; çünkü 'ne değildir' ilkesi bilgileri ayrıştırır, fazlalıkları atar, bizleri kolaylıkla 'nedir' ilkesine ulaştırır. Bu nedenle ilk önce roman ile felsefî eserin birbirleriyle paralel olmayacak aykırı, zıt tarafları gözler önüne sermeye çalıştık. Böylelikle roman ile felsefe ilişkisinin kolayca ortaya çıkabileceğini düşündük.
Çalışmamızın dördüncü bölümünde insanlığın ilk döneminde felsefî olanın edebî olanla verildiğini, mitoloji ve retoriğin içerisinde aktarıldığının üzerinde durduk. Zaten felsefî olan ne zaman kendisini, retorikten, edebîlikten ve mitolojiden kurtarıp kendi söylemini kavramlarla kurduysa işte o zaman zaman bir bilgi alanı veya bilinim olarak kendi varlığını ortaya koymuştur. Bu da Platon'la başlar ve Aristoteles ile sona erer. Felsefenin edebî söylemle ortaya konulması i ve insanlığın ilk dönemlerindeki edebî türün şiir olması dolayısıyla çalışmamızın konusunun felsefî roman olmasına rağmen şiir ile felsefe, Türk şiiri ile felsefe arasındaki ilişkilere de eğilmemize neden oldu. Bunu yaparken de örnekler üzerinden hareket etmekten ziyade bu konu üzerine daha önce yapılan çalışmalara ve tartışmalara dikkatimizi yönelttik. Çünkü kendi seçtiğimiz şiirler üzerinde çalışmayı deneseydik o zaman bu çalışma gayesinden sapar ve daha çok hacimli olurdu. Böylece formu şiir olan bir edebî eserde neyin felsefî olduğu ve neyin felsefe olmadığını önceki çalışmalara dayanarak aydınlatmaya çalıştık. Benzer yöntemi yeri geldiğinde roman için de kullandık. Bizden önceki gerek edebî tür ve felsefe ilişkisi üzerindeki çalışma ve tartışmalarda iki sonuçla karşılaştık. Bunlardan ilki, şiirin ve romanın iç bünyelerinde temaya bağlı olarak felsefî düşüncenin bulunduğu düşüncesiydi. Pek tabii ki bu tür bir düşünceye sahip olanlar romanın içinde yer alan her düşünceyi her teorik söylemi felsefe olarak kabul etmişlerdi. İkinci grupta ise roman ve şiir içerisinde yer alan her düşüncenin ve teorik söylemin felsefî olmadığını, felsefî düşüncenin ve söylemin kendine özgü bir kavramsal örüntüsünün olduğunu düşünmekteydi. Edebiyat ve felsefe ilişkisi üzerine bahsi geçen bu İki tür düşünce sadece edebiyatçılar arasında değil aynı zamanda felsefeciler içinde de vardır. Buraya kadar edindiğimiz bilgiler sonucunda çalışmamızı bu ikinci sonuç eksenine oturttuk. Böylelikle de çalışmanın konusunu teşkil edecek olan romanları net kavramlarla örülen bir tür felsefî sistem ve söylemin işlendiği romanlar olarak seçtik.
TÜRK ROMANINDA FELSEFÎ AÇILIMLAR
Hiç kuşkusuz seçtiğimiz romanlardan ilki olan Felsefe-i Zenân ilerleyen bölümlerinde daha detaylı olarak görüleceği gibi felsefe ü hayli çalışmış olan ve 1908'den 1912'de ölümüne kadar Dârülfünun'dTb^^^' •Felsefe Tarihi* olan 'Tarih-i Hikmet'' dersini yürütmüş bulunan Ah^^' Midhat Efendi'ye aittir. Felsefe-i Zenân'm başlığında her ne kadar kelimesi bulunmasına rağmen felsefe bu romanda hayat tarzı yaşam şekli ilgili düşünce anlamında günlük yaşama ait olarak kullanılmış, bir disiplin olarak ele alınmamıştır. Fakat bu güne kadar araştırmacılar bu romana kadınların hak ve özgürlüklerinin söylemi olarak yaklaşmıştır. Biz Felsefe-i Zenân'ı örnek olarak seçerken çalışmamızın ilerleyen bölümlerinde daha da ayrıntılı olarak görüleceği gibi Ahmed Midhat Efendi'nin metafiziğe kaymadan felsefî bir söyleme yaklaşması ve bu söylem etrafında mevcut dönemdeki kadınların durumunun ve statülerinin yükseltilmesi üzerindeki düşüncelerini ifade etmesine dikkat çektik. Bu noktada Ahmed Midhat Efendi, işlediği temaya uygun olarak metafizik alana kaymadan, hatta metafizik alandaki kavramların karşılığına felsefî kavramlar yerleştirerek 'varolan' üzerinde felsefi bir söylem geliştirmeye gayret etmiştir.
Seçtiğimiz İkinci roman İse Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi'nin A'mâk-I Hayal'idir. Hiç kuşkusuz Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi yaşadığı dönemde gerek Batı gerekse Doğu felsefî geleneği üzerinde kafa yormuş bir felsefecidir. Şehbenderzâde Ahmed Hilmi'nin felsefî mahiyette hiç de yabana atılamayacak önemli çalışmaları mevcuttur. Bu nedenle Zekeriya Uludağ m Şehbenderzâde Ahmed Hilmi ve Spirltüalizm adlı çalışması dönemi içerisinde Şehbenderzâde Ahmed Hilmi'nin felsefeci yönünü ortaya koyacak mahiyette bir çalışmadır. İşte bu noktada Şehbenderzâde Ahmed Hilmi, felsefe üzerindeki çalışmalarını, felsefî akıl yürütmelerini ve düşüncelerini sadece ilmi eserlerle ortaya koymaz. Bir de A'mak-ı Hayal adlı bir eser kaleme alarak ilmi eserlerindeki düşüncelerini, bilgilerini ve akıl yürütmelerini bu romanda da tematik olarak işler. Bu nedenle A'mak-ı Hayal bir felsefecinin kaleminden çıkan ve içerisinde spiritüalizme ait felsefî kavram, önerme ve söylemleri ihtiva eden bir eserdir. Bu noktada A'mak-ı Hayal üzerinde tartışılmayacak ölçüde felsefî roman kategorisine eklemlenebilecek bir romandır. Şehbenderzâde Ahmed Hilmi'nin bu tavrı daha sonra Sartre'da görülecek filozof. Varlık ve Hiçlik teorik eserini yazmadan felsefî söylemi ve sistemi ilk önce Bulantı adlı romanının teması yapacaktır.
ÜçufKü olarak seçtiğimiz roman ise Salah Birsel in Dört Köşeli Üçgen idir.
Bk felsefeci kimliğiyle de tanınan ve Batı felsefesine ait birçok felsefî çalışmayı tffcöme ederek Turkçeye kazandıran Salah Birsel, bu romanında özellikle bir feieefeci v«ya filozofun Varolan' ile olan ilişkisini ortaya koymada oldukça flnemfi ipu^ı verir. Dört Köşeli Üçgen'in başkişisi de bir felsefeci ve filozof fMlıpıÂnt fuar sunulanla yetinmez. Çunku kendine hazır sunulanın dil v ---------^ torthsef, kültürel ve toplumsal değer yargıları ve anlamlarla b*
tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder