tesettür gelinlik ve balkanlar konumuz
İngiltere; diğer devletlerin, Balkan statükosunu değiştirmelerine muhalif bulunmakla beraber tek başına bu statükoyu olduğu gibi savunmayı imkansız gördüğünden 1870’li yıllardan başlayan Balkan olaylarında teşebbüsü ele alarak OsmanlI hükümetini bazı tavizlerde bulunmaya zorlamak suretiyle nisbî de olsa, bir sükun sağlamayı istemektedir.Balkanlardaki ilk kıvılcım, bundan önceki bölümlerde detaylarıyla üzerinde durulduğu üzere, 1804'de cereyan eden Sırp isyanıyla başlamıştır. Her ne kadar Sırplar bu başkaldırılarıyla istedikleri tam bağımsızlığı sağlayamamışlarsa da özerklik elde etmişler ve daha sonra Edirne Antlaşmasıyla bu imtiyazlarını genişletme imkanları bulmuşlardır. Buna rağmen Balkan ulusları içinde bağımsızlığını ilk kazanan Yunanistan olmuştur. Yunanistan'ın bağımsızlığı için çaba gösteren iki devlet Fransa ile Rusya’dır. 1815 Viyana Kongresi’nden güçlü çıkan Rusya, Grek ülkesindeki ulusçu duyguları alabildiğine kışkırtmış, 1821 yılında Mora'da çıkan ayaklanmada başrolü oynamıştır. Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü koruma politikasını sürdüren İngiltere de bu tarihten sonra Grek bağımsızlığını desteklemeye başlayacaktır. Bunun nedeni, nasılsa bağımsızlığını kazanacak olan Grek yarımadasının Rus etkisi altına düşmesini engellemek ve İngiltere'nin yardımından doğacak minnet duygularından yararlanarak bu devlet üzerindeki etkisini arttırmaktı. Böylece, stratejik Doğu Akdeniz'de olası Rus genişlemesine karşı bir bağlaşık kazanmış olacaktı.
OsmanlI devleti Grek ayaklanmasını, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'nın yardımı ile bastırmayı başarmışsa da, gerek İngiltere’nin 1825 yılında taraflar arasında ateşin kesilmesi için Osmanlı devletine verdiği ültimatom ve gerekse 1827 yılında bir İngiliz-Rus-Fransız ortak donanmasının Osmanlı donanmasını Navarin'de yakması gibi hadiseler devletin asilere karşı sürdürdüğü savaşın hızını kesmiştir, Bunların yanında, 1828 yılında başlayan Osmanlı-Rus Savaşı, Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasında önemli bir unsur olmuştur. Osmanlı devletinin yenilgisi ve 1829 tarihli Edirne Barışı ile biten savaş, Osmanlı devletinin parçalanmasında önemli bir aşamadır. Edirne Barışı ile Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul eden Osmanlı devleti. Doğu Anadolu’da bazı toprakları Rusya’ya bırakıyor re Eflak ile Boğdan’da reformlarda bulunmayı yükümleniyordu.
19. yüzyılın Balkanları da etkileyen bir diğer gelişmesi Kırım Savaşı’dır. Rusya'nın Osmanlı ile ilgili politikasını değiştirmesi sonucu çıkmıştır. 1853 yılına gelindiğinde Rusya, Mehmet Ali Paşa bunalımında izlediği zayıf bir Osmanlı devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası izlemeye başlamıştı. Bunun için de kutsal yerler meselesini kullanacaktır. Bu meselede Rusya, Osmanlı ile birlikte Fransa ile karşı karşıya gelmiştir. Rusya'nın Ingiltere'ye ittifak teklifi, Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma politikası izleyen Ingiltere tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine Rusya'nın Osmanlı nezdinde devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunu üstlenme talebi.
tesettür gelinlik 36İ BALKANLAR EL KİTABİ
Kıbrıs ve 1882'de Mısır’ın bu devlet tarafından işgali, Londra ile İstanbm daki ilişkileri soğutmuştu. Alman kayzerinin istediği de bu boşluğudoldı,*'^ Kayzer’in ilki 1889'da İkincisi 1898’de gerçekleştirdiği iki ziyaret hem yönetiminde hem de Yakındoğu'da etkili olmaya hizmet ediyordu. yaset ile Almanya, üstün kara gücünü demiıyolu aracılığıyla Ortadoğuv^’* layca taşıyabilecek duruma gelebilirdi ve bu siyasetin başarılı olmasıy ^ devletin liderlerinin dostluğu büyük önem arz ediyordu. 1909 yılında Abdülhamid düşürülünce. Alman politikası da sınırlandırılmış oldu.Anca|,|| sınırlama çok kısa sürecektir zira Balkan bunalımları, Osmanlı yöneticileı niden Almanya’ya yaklaştıracaktır.
Berlin Kongresi, Panslavizm için de hayal kırıklığı olmuştur. BüyükSlavıj^ leti kurulamamıştır. Onun için "Biz buraya ümmetlerimizin cenaze törenini mak için toplanmışız" diyen Panslavistler, en az Avusturya kadar Almanya'yaij| gındırlar.
Görülmektedir ki, Berlin Kongresi ve onun eseri Berlin Antlaşması, bit| nüm noktasıdır. Gerek Avrupa diplomasisi, gerek Osmanlı İmparatorluğu, tarihten itibaren bir eğik düzey üzerinde hızla aşağıya doğru kaymaya başlaıuj. tır.l914'de hepsi, etkilerini 1939’a kadar devam ettirecek olan ciddi birdouiji. me girmişlerdir.
Balkanlarda Ciddi Bunalımlar: 1908-1914
Avrupa devletlerinin sömürgeler kurmak yoluyla genişlemeleri 19.yûi|ili! gerçeği olmamakla birlikte IS.yüzyıldan itibaren görülen bu durumun, 187(Üb den itibaren emperyalizm olgusuyla karşılık bulduğu yadsınamaz bir gerçeİ Avrupa’da biriken sermaye fazlasına yeni yatırım imkanları ve alanlarıbulmi, sanayi devriminin sonucu olan üretim fazlasına yeni pazar imkanları olujtıı mak, nüfus artışına bir çare olarak yeni yerleşim alanları yaratmak ve ûrtfcı sürecinin esası olan hammadde elde etme istekleriyle bütünleşen emperyalin 19.yüzyılın sonlarında tırmanan savaş tehditlerine bağlı güvenlik endişeleıiıı artırarak gerilimi daha da üst seviyeye taşımıştır. Güvenlik endişesi öıelii İngiliz sömürgeciliği için geçerli olan bir unsurdur. 1870’leri izleyerekİnştan için asıl önemli olan, yeni sömürgeler elde etmekten çok, var olanı daha iyi kot maktı. 1878’de Kıbrıs’a, 1882'de Mısır’a yerleşmesi, Hindistan yolunungüvo» altına alınması açısından değerlendirilmelidir.
Bu hava içinde 1870’leri izleyen yıllarda Avrupa’nın büyük devletlerigeıA ulusal itibarları ve bütünlük duygulan adına gerekse güvenlik endişeleri ve ete nomik menfaatleri doğrultusunda dünyada zayıf buldukları her yeri işgale»* haMâfim gasp etme veya karışıklık çıkartma yoluna gideceklerdir. I
BALKANLAR EL KİTABI 397
junucunda Avrupa uygarlığı tüm yeryüzünü kaplamış; dünya topraklarının 1/5’i İle nüfusunun 1/10’u doğrudan Avrupa devletlerinin sınırları içine girmiştir, /incak ortaya çıkan bu tablo bile Avrupa devletlerini tatmin etmemiş görülmektedir. Zira dünyada sömürgeleştirilebilecek alan kalmadığı, bu yüzden Avrupa devletleri arasındaki ekonomik ve siyasal çatışmaların Avrupa’nın içine ve özellikle Balkanlar bölgesine geldiği müşahede edilmektedir.
tesettür gelinlik Onların bu isteğiyle, farklı amaçla da olsa, birleşen diğer bir gelişme, Balkan uluslarının kendi çıkarları için, birilerini korumaktan çok mutlu olan şu veya bu gücün desteğini istemeleri olacaktır. Aslında Berlin Anlaşması sonrası Osmanlı sultanının hakimiyeti altında Balkanların sadece 1/5'i [Trakya, Makedonya, Epire, Arnavutluk bölgesi) kaldığı halde Trakya'da Yunanlılar Bulgarlar’a karşı; Makedonya'da, Yunahlar Bulgarlar’a ve Sırplar’a karşı; Epire’de Yunanlılar Arnavutlar’a karşı mücadele ve güç yarışı içine girmişlerdir. Etnik anlaşmazlıkların ve emperyalist rekabetlerin bileşimi, Balkan coğrafyasını adetâ barut fıçısı yapacaktır.
Bu gelişmenin ilk ve önemli örneğini 1908 Bosna-Hersek bunalımı teşkil eder. Hatta tarihte bu olay I. Dünya Savaşı'nın "provası" olarak değerlendirile-bilmektedir. Bosna-Hersek bunalımının temelinde iki unsur yatar. Bunlardan ilki 1B78 Berlin antlaşması ile işgal ve yönetiminin eline geçirdiği bu bölgeyi, Avusturya'nın ilhak etmek istemesidir.
Şimdi bu unsuru biraz daha geniş olarak alalım: Avusturya-Macaristan, 187Tde Alman İmparatorluğu'nun ortaya çıkmasından sonra, dış politikasını Batı'dan Doğu'ya çevirmiş ve iki istikamete gözünü dikmişti: Güneyde Adriyatik, Doğu'da Selânik. Adriyatik’e çıkmada, Bosna-Hersek engeli vardı. Selanik istikametinde ise, yolunun üzerinde Sırbistan [Ayastefanos ile Büyük Bulgaristan) bulunuyordu. Bu sebeple de, Sırbistan'ın güçlenmesini ve özellikle de Büyük Slav Devleti haline gelmesini hiç istemiyordu. Ayrıca bu konuda Bulgaristan da Avusturya-Macaristan için endişe kaynağı idi.
Avusturya’nın Bosna-Hersek üzerinde "hukukî durum" elde etmesi kadar bu toprağa yerleşmesi de oldukça zor olmuştur. Bu toprakları kontrolü altına almak için harekete geçtiği zaman, buralardaki halktan, şiddetli bir direnme ile karşılaştı, Cermanizm’e karşı Slav milliyetçiliği, Avusturya’yı gerçek bir savaşla karşı karşıya bıraktı.
Bosna halkı din bakımından, Müslüman, Katolik ve Ortodokslar’dan meydana geliyordu. Çoğunluk, ırk olarak Slav’dı. Bundan dolayı gözlerini komşu Sırbistan ile, daha uzaktaki Rusya'ya çevirmişlerdi. Bu sebeple de Avusturya'nın topraklan üzerinde yetki ve kontrol elde etmesini hoş karşılamadılar. Rusya ve Panslavistler, buraların yönetiminin Avusturya’ya bırakılmasından büyük kızgınlık duydular. Sırbistan ise, bu topraklara, kendisinin doğal yayılma ve ge-
nişleme alanı olarak bakmaktaydı. Sırbistan da Rusya da Bosna-Hersej; Avusturya'ya karşı kışkırtmaktan geri kalmadılar. Öte yandan Osmanlı Bosna-Hersek'in Müslüman halkını Avusturya'ya karşı kışkırttı. Bütün j, rağmen Avusturya, Bosna-Hersek'i 28 Temmuz 1878'den itibaren mıştır. Ancak Avusturya içerden hem yeni topraklarla artacak Slav unsun, rahatsız olan Macarlar'a; hem de tüm Bosna-Hersek'i işgal etmek isteye/^ rine karşı zor durumda kalmıştır. Askerlerin bu isteği, ancak otuz yıl yılında gerçekleşecektir.
1878-1879'daki bu bunalım, Avusturya'nın Osmanlı ile müzakere taifj rine karşılık bulmasıyla kısa süreli bir çözüme kavuşmuş ve Osmanlı rızasıyla Avusturya'ya bırakılıyor ancak Müslüman halkın i nşmama ve Osmanlı varlığını reddetmemeyi içeren maddelerle sonuçlanıyonjj Bosna-Hersek bunalımının ikinci unsuru ise 1904-1905 savaşında Japonjs^, yenilen Rusya’nın Boğazlar yoluyla sıcak denizlere çıkmak istemesidir fiyjj. bu isteğini gerçekleştirmek için, başta İngiltere’nin "vizesini" alması gerein, ğinden, bu devletle 1907 sömürge anlaşmasını yapmıştı. 1908 yılında ise, ve İngiliz monarklarınm Reval'de yaptıkları görüşmede. Boğazlar ve Balkanir, runları da söz konusu edildi. Rusya, Reval görüşmesinden, İngiltere’nin kent-sinin Boğazlarda üstün duruma geçmesine ses çıkarmayacağı sonucunuçıkari ve bunu Avusturya’ya da kabul ettirmek için fırsat kollamaya başladı. Rusyaj Avusturya arasında 1908 Eylül ayında yapılan Buchlau görüşmesinde, Avustıııjj Dışişleri Bakanı Aehrenthact göre, Rusya Avusturya'yı Bosna-Hersek'te, fe Dışişleri Bakanı İsivolsky’e göre ise, Avusturya Rusya’yı Boğazlar’da serbestin rakmıştı.
Bu davranışa karşı en sert tepki, toprağı kendi doğal yayılma alanı olanl gören Sırbistan’dan geldi, ilhakı, Balkan ulusçuluk hareketlerine ağır bir daık olarak değerlendiren Sırbistan destek için Rusya’ya baş vurduklarındaherbaif bir sonuç alamadı. Slav milliyetçiliğinin büyük destekçisi Rusya, 1905yenilgisi nin ezikliğini üzerinden atamamış, bağlaşığı Fransa ise Balkanlar’da çıkacakh’ çatışmada Rusya'ya yardım edemeyeceğini açıkça belirtmişti. Büyük konıynoı sunun desteğinden yoksun kalan Sırbistan, Avusturya karşısında gerilemek» runda kaldı. Böylece, Sırp ulusçuluğu ağır bir darbe yemiş, Rusya’nın büyûkdei iet olarak prestiji sarsılmıştı. Ancak, Sırbistan, ilerde böyle bir bunalım çıkar» Avusturya yayılmacılığını sürdürürse, Rusya ister desteklesin ister destekleme sin, gerilememek kararını aldı. Rusya ile Fransa ise, ilerde çıkacak bir çatışmadı Sırbistan’ı ve birbirlerini yalnız bırakmayacaklardı. Yoksa, büyük devlet olanl prestijleri kalmaz, 1894 ittifakının inanılırlığı ortadan kalkardı. Böyle birdim* ancak Avusturya ile Almanya’nın saldırganlığını kışkırtırdı, işte, bu nitelikteb* uyuşmazlık altı yıl sonra, 1914 yılında çıkacak ve taraflar aldıkları kararlan uygun hareket edeceklerinden, I. Dünya Savaşı başlayacaktır. Bu yüzdenBosm
Hersek bunalımı, "1. Dünya Savaşı’nın provası" niteliğindedir. Zira 1878'den son-
Balkan gelişmeleri ve İkinci Meşrutiyet hareketi, arkasından Avusturya'nın gosna-Hersek'i işgali, Balkan devletleri için hareketi başlatan ve artıran gelişmeler olmuştu. Genç Türkler'in batı milliyetçiliğini benimsemeleri, merkeziyetçiliği yönetimde kuvvetlendirmek istemeleri ve dolayısıyla İmparatorluk toprakları özerinde Türk egemenliğini sağlamlaştırma çabaları, Balkan topraklarının bütünlenmesi değil, aksine bölünme ve ayaklanması sonucunu vermiştir.
tesettür gelinlik Avusturya'nınbir Balkan toprağı olan Bosna-Hersek’i ilhak etmesi, Cermanizm İle Slavizm arasındaki çatışmanın en önemli olayı olmuştur. Zira bir Cermen devleti olan Avusturya, Slavların tarihi ve tabii yayılma alanı olan bir bölgede, IS.yüzyıldan beri ilk defa olarak, bir toprak ele geçiriyordu. 1908 yılının, Balkan kaynaşmalarında önemli bir dönemeç noktası teşkil etmesi, birinci derecede bu sebeplerdendir. Bu evrede Sırplar için söz konusu olan Kosova (1389) zamanındaki Sırbistan Kralhğı’nı canlandırmaktı. Fakat Avusturya’nın Bosna-Hersek'i alması, Sırbistan’ın Adriyatik’e çıkan yolunu kapamıştı. Böyle olunca, Sırplar için Makedonya, Adalar Denizi’ne çıkan en tabii yol oluyordu. Lâkin, Avusturya da Selânik üzerinden Adalar denizine yönelmiş bulunmaktaydı. Sırbistan’ın Avusturya engelini kırması, özellikle Bulgaristan ile, Makedonya konusunda yapacağı işbirliğine bağlıydı. Bu işbirliği, Osmanlı devletini Makedonya’dan tasfiye ederse, ortaya çıkacak "fiilî durum" Avusturya faktörünü de etkisiz kılabilirdi.
Bulgaristan ise, 5 Ekim 1908’de bağımsızlığım ilân ettiği gün, Bulgar kralı Ferdinand, Sofya’da değil, Orta Çağ Bulgar Krallığı’nm başkenti Tırnova’da 'Bulgarların Çan" tacını giydi. Bu son derece anlamlıdır. Bulgarlar, çok geniş toprakların özlemi içindeydiler ve Ayastefanos Bulgaristan’ı bu özlemin temelini teşkil ediyordu. Yani Bulgarlar için Makedonya ilk hedefti. Bundan dolayı Makedonya'da en fazla ve etkin kışkırtma unsuru Bulgarlar olmuş ve Bulgar Ekzarhlığı da dinsel bakımdan Makedonya’ya egemen olması dolayısıyla bu kışkırtmada etkin bir rol oynamıştır. Bulgar komitacıları Sofya ve Selânik’ten yönetilirken Makedonya’daki Sırp, Bulgar ve Yunan konsolosları da bu topraklardaki kaynaşma ve kışkırtmaların önde gelen aktörleri olmuştur. Bu sırada Makedonya'da faaliyet gösteren Bulgar terörizmi biri Vrhovistler, diğeri Santralistler olarak iki ayrı örgütte toplanmışlardı. Vrhovistler, Makedonya’yı doğrudan doğruya Bulgaristan’a katmak için çalışırken; Santralistler, Özerk bir Makedonya istiyorlardı. İttihad ve Terakki, Sultan Abdülhamid’in, gayrı-Müslim unsurları birbirine düşman etme politikasına bağlanarak, Vrhovistler’e karşı Santralistleri destekliyordu ancak her iki çeşit faaliyet de Bulgaristan’ın işine geliyordu. Çünkü aynı toprağa göz koyan Sırbistan ve Yunanistan karşısında özerk bir Makedonya bir bütün olarak yutulabilecek bir lokma olabilirdi. 1911’e gelindiğinde Osmanlı Devleti, Bulgarlarla anlaşmak için müzakere halinde iken meselenin bununla kalmayacağı İtalya’nın Trablusgarb’ı işgal etmesiyle anlaşılacaktır.tesettür gelinlik

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder