tesettür ve felsefe yapısı bilgileri
tesettür dediki doğru hilgi vardır” ve "doğru bilgi olanaksızdır" peklinde iki grupla toplanmaktadırSeptisizm (Kuşkuculuk) "Bilebilir miyiz" sorusuna septikler (şüpheciler) "bilmiyoruz - bilemeyiz” şeklinde bir yanıl vererek bilme olasılığım inkar ederler. Onlara göre "insan bilmez" ve "ne bilmediğini de bilemez",tesettür septisizmin ve rolativizmin ataları Yunan dünyasının para karşılığı ders veren gezgin filozofları sofistlerdir, (iorgias ve Protagoras gibi içlerinden unlu filozofların çıktığı sofistlerin en karakteristik düşünceleri;tesettür "insanı her şeyin (var olanların varlıklarının, var olmayanların da var olmadıklarının) ölçüsü" olarak kabul etmektir. Şüpheciliği daha sonra sistematikleştiren yine İlkçağ filozoflarından Pyrrhon ve Tinıon olmuştur.
Bu filozoflara göre, bilgi; doğruyu, gerçeği bize bildiremez ve bizi mutlu edemez çunku, her bilginin hem doğruluğu hem de yanlışlığı aynı şekilde sağlam kanıtlarla ortaya konulabilir.
Bu nedenle nesnelerin özüne ilişkin her türlü yargıdan kaçınmak (Epokhe) ve nesnelerin görünüşleriyle (fenomenlerle) yetinmek gereklidir. Herkesin üzerinde anlaşacağı doğru bilgilerin olmadığını savunan şüphecilere göre kişiye faydalı olan aynı zamanda onun için doğru bir bilgi olabilir.
Hilgilenme olgusu İlkçağdan iıiharen insanı ılgilendirnıiş, bilgilerin çeklen gösterebilme sının (elselenin ana sorunu haline gelirken, kazan^L kavramların var olanı ne dereceye kadar yansıttığı sorusu da felsefenin t çd/ıılemeyen sorunlarından biri olmuştur. Örneğin, rasyonalistlere göre bn var olanın bilgisine akıl yoluyla ulaşırız. Kant’a göre ise insan, zihin yapısı göre ancak fenomeni (görüneni) bilir. Hangi felsefe görüşünde olunurjj olunsun insan, bilgisinin var olanı aynen aksettirdiğine inanır ve ona gon hareket eder.
Mılebilir miyiz? sorusuna dogmatizm, "kesinlikle bilebiliriz ve bildiğimiz bir çok şeyden eminiz" şeklinde bir yanıt verir. Bu kurama göre her şey bilmenin iki ölçütü vardır; öncelikle o bilgi kesin, kendisinden şüphe edilemeyecek ve herhangi başka bir bilgiye bağımlı olmayan (mutlak) bir bilgi olmalıdır. Şüpheciliği reddeden dogmatizm sarsılmaz nesnel gerçeklerin var olduğunu ve bunları insanın kavrayabileceğini iddia ederek epistemolojık ontolojik bir metafiziği kabul eder.
"Bilebilir miyiz?"tesettür sorusuna verilen üçüncü yanıt ise olasılıkçılığı ya da yanlışçılığı ortaya çıkarmıştır. Bu kurama göre "evet bilebiliriz" ama bu bilme edimi dogmatiklerin savunduğu türden bir bilgiyi değil, yanlışlanma oia.sılığı olan bir bilgiyi hedefler. Bilgi var olan bir olgudur ama bu bilginin kesinliği yüzde yüz değildir; ancak olasılıklı: ihtimalli bilgi inandırıcıdır, kesinlik iddiasındaki bilgilere ise inanılmamalıdır. Nasıl ki önceden bir atın yarışı kazanacağından emin olamazsak, bir insanın büyük bir servetin sahibi olabileceğini de kesin olarak iddia edemeyiz.
❖ Rasyonalizm (AkılcılıkJ
Sözgelimi var olanın bilinebilir olduğunu ve varlığı bilme yolunun akıl olduğunu felsefelerinde lemellendiren filozollardan Platon, Aristoteles, Farabi, f>escartes ve^Hcgcl rasyonalislir (akılcı). İlkçağın doğa filozoflarından flcraklcitos'un akıl (logos) vc bilgi ilişkisine dair sözleri şöyledir: Kosmos ateşten meydana gelir ve belirli dönemler içinde yeniden ateş haline dönüşür. Düşünme insanların hepsinde ortaktır. Ortaklaşa ulan şeye uyulmalıdır. Nasıl ateşe yaklaştırılan kömürler başkalaşarak ateşleşirler, uzaklaştırılınca .sönerlerse, ruhumu/ da ortaklaşa olanın ardından giderse Ingos'tan (akıldan) pay alır, ayrılırsa logos'sıızdur. Akılla konuşmak isteyenler herkeste ortaklaşa ulan logos ile kendini kuvvetlendirmelidir.
N^\İe el»şılâbılsi PUl«m .ı gvHx\ her ruh vur olun öğrenme gücünü kullana-rak i*s*»f*m Harrketlo ııeMicler üuınus»mı unlayabilmekte; dı^ dünyanın bîlgUine »U>«Mlmrklrclir. IMatonun dış dünyayı anlamak için aradığı IdeaİAT orUi>« kiMimıı^ doğrular; genzeklere ilişkin tümel yargılar olup httfiiaıtı suhihır. \\w tunıc) yaıgılan, yani bilgileri doğrudan izle-
Aimlenit dcğıL ı.^lrmmler lizcnıu* duşıınmekle buluyoruz. Varoluş ve doğ-nıKklıV kâvTAniâk da ızkmınlerlc değil düşüncelerle olanaklı olmaktadır.
PUion bu vbi5unvx‘lcrını "İkilet" kitabında verdiği “mağara” örneğiyle dc v'mcklciKİırmektedır. ”\aşamlan boyunca dış dünyadaki var olanlarla hiç îmamtş, vidcvv onların gölgelerini görmüş olan mağaradaki mahpus tr^>rJar.çıkarıldıklarımla güneş gözlerini kamaştırdığından,
önce hiçbir şc^ göreımvlcr, ama daha sonra gözleri ışığa alışır ve önce gölgelen: ınjyınlann \e nesnelerin sudaki yansılarını sonra da kendilerini görürler. DahA da gvulcnnı vukan kaldırıp yıldızları, ayı ve güneşi seyrederler. Ouneş. PİAK'n'u gorc lum ıdeaları kendinde toplayan bir tümel; "iyi" idea^Hİır \e vııkandA seyredilen güzellikler de ruhun düşünceler dünyasına vuLst:h*idii.onu (güneşi = ıdealar dünyasını) kolay kolay göremez.
Gorehıln>ek Kin de dünyada iyi ve güzel ne varsa, hepsinin ondan geldiğini «nİAfiuş ainı.ısı gerekir. Görülen dünyada ışığı yaratan ve dağıtan odur. kANTAnan Jumada da doğruluk vc kavrayış ondan gelir. İnsan ancak onu |^>rdukien s^'nra. iç\x' dış hayatında bilgece davranabilir”.
Ptaton'un savunu etliği güneş, ideaların toplandığı yerdir ve idealan (esremel y'ar^ılan) doğru anlamanın, doğru bilgiye (epislemeye) ulaşmanın yohı da dusunnredir; doğuştan sahip
Arisloleles'e göre, var olanların yansısı düşunctrlenlır. ick lek varov lardan bunlara ilişkin düşüncelere (tümele) vanlır. Duşünccmn doğru olr^ sı var olana uygun olması demektir. Fiziksel dünyanın keştiıulc. bilimin revini ve bilimsel yöntemin tanımını filozofun mantık kitabı Organon’da) kavramlardan anlayabilmiz. Filozofa göre idea, tümel; gctyek \ arlıktır vı oluşun nedenidir.
^Algılanan tek tek..ş»4«r Uıınel ile tümele dıyanarak kaıraıııualı vt^
açıklanmalıdır. Bilimin yafMieıığı kavram olarak bilinen lunıelden Irki, lin (algılananın) nasıl sonuç olarak çıktığını gosternıektir. ()te yandan tümel, bilimsel tanıtlamanın da temelidir. Tanıtlama, bir idîliamn doğruluğu için bir dayanak bir kanıt göstermektir. Bu dayanak da ancak, tekilin bağlı olduğu tümelde bulunabilir. Tümele dayanarak tekili kavrayınca bilp de tamamlanmış olur. Çünkü bilimin asıl amacı tekili kavramaktır (.Aristoteles. Organon I-II).
İdealarla fenomenleri birbirinden kesin sınırlarla ayıran Platona k.ırşın Aristoteles, gerçek varlığı fenomenlerin içinde gelişen öz (oıısia) olarak tanımlamıştır.tesettür Ona göre fenomenler dünvasındaki her şey “form" kazanmış bir maddedir ve bilimin işi kavram olarak bilinen tümelden tek tek algılanan objelerin (tekilin) bilgisinin nasıl sonuç olarak qktığını gıisteımektir Bedensel ve zihinsel olmak üzere ikili (dua!) bir yapısı olan insanı hayvandan ayıran en önemli niteliği aklı, düşünme gücüdür. Doğru bir şekilde eğitilen insan da aklını ahlaksal ve siyasal davranışlarını yönlendimıek ve kontrol etmek için kullanır.
Platon; mükemmel değişmez form veya düşüncelerin (ideaların) mutlak dünyası üzerinde düşünürken Aristoteles, doğal sosyal olgular dünyasını araştırmak için çeşitli gözlem ve düşünme yöntemlerini kullanmıştır. .Aristoteles'e göre özün fenomenler yanında daha yüksek bir gerçekliği yoktur Oz (ousia) fenomenlerin içindedir ve bunlarla kendini gerçekleştirir (.Aristoteles Ousia'ya idea da der). Var olan, form kazanmış maddedir, ama madde ile form arasındaki ilişki rölatiftir; sözgelimi tuğla toprak için form, ama ev için maddedir. Aristoteles on adet kategori / nelık. nıcriık. nitelik, bağlantı, yer, zaman, konum (ne durumda olduğu), ivelik (nasıl), etki (ne yapıyor), edilgi (ne yapılıyor) / belirlemiştir ve bu formlar hem bir bilgiyi hem de bir varlığı dile getirirler.tesettür sundu.
