tesettür ve felsefe yapısı konu
tesettür dediki Islâm kullunııuic tolscloyi zirveye çıkaran, hemen her konuda eser yazan î'ârâbî, Arisiotclos nıaımg.1 ve Yunan felsefesini Arapçaya aktarmış, Arisiotclcs'm goruşlcmu l>enınıseycrek İslim düşüncesini akılla icmellcn-dimıe>c çalışmıştır \\irligi lann'dan kaynaklandırarak gökler alemi ve daha aşağıda ise maddi alem olarak kadeıneleşiircn l ârabîyc göre biri duyusal diğeri de ussal (akü) olmak luerc iki turlu bilgi vardır, luı yüce erdemin bilgi olduğunu ileri suren l ârâbi. aklın bilgi ile iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırabildiğini ve Kwle bir akla sahip kişinin de Tann’ya ulaşmanın yolunu bulacağım belirtir. I arâbrye göre insan aklı her bilme etkinliğinde Tanrı dan çıkıp v arlığa gelen akıllar arasında önemli bir yeri olan “etkin akılla * birlcşerck yetkinleşir. “Ktkm akıl” insan aklının ulaşabileceği en üst kademedir.Heru’ Destrtnes (IS91^1650) -
Yeni Çağın huyıik filozoflarından Ocscartcs’la birlikle birey/özne ön plana çıkmış v^e “düşünen özne” Oeseartes felsefesinin hareket noktası olmuştur. Düşünce ister doğru isler yanlış olsun düşünmek için önce “Ben var ormalıvını.” diven Dcscartes, Rönesansia, “İnsan, doğa ve Tanrı” arasındaki bağı yeniden ele alır. Dcscartcs’a göre Tanrı, sınırsız, mükemmel olandır. İnsan sjmrlıdır ve yanılabilir. Mükemmel olmayan bir yaratık kendi kendisini yaratamaz.tesettür V^ar olma düşüncesi Tanrısaldır.tesettür İnsan ancak Tanrı nın tezahürlerini kavrayabilir. İnsan bir bedenle bütünleşmiş ruhtur. Beden de doğadaki diğer nesneler gibi mekanik olarak düzenlenmiş maddeden başka bir şey değildir.
Descartes, tanrısal olan ile insansal olan bilgi arasına ayrım koyarak laik düşüncenin gelişmesine Önayak olmuştur. İkici (düalisi) toz anlayışından hareket eden IX'scartes, sonsuz (yaratan) töz Tanrı ile sonlu (yaratılmış) tözler olan ruh ve maddenin (bcdenin-dış dünyanın) varlığını kanıtlamaya çalışır.
TanrTyı kanıtlarken merkeze “nuikemmellik” kavramını koyan Dcscarics dış dünyayı kanıtlarken şu önermeden hareket eder; “Dış dünyanın insanda bir izlenimi vardır, mükemmel olan Tanrı insanı bu konuda yanıltmayacağına göre dış dünya vardır”, ruhu kanıtlarken de merkeze "Düşünüyorum o halde varım.” cümlesini koyat
denin ana niteliği yer kiiplnrnak, nıhıın ana niteliği ise flııvmmckiır y ğın temelinde birbirine indirgenemeyen iki to/ olduğunu kabul cdtnıj; dualızm denir Monist (tekçi) düşünürler ise varlığın temelinde lek olduğunu savunurlar. Düalı'st düşünürlerin çözümlemede zorluk çekiı^ sorun şudur: Yapı ve öz bakımından birbirinden farklı olan iki 10/ madde) nasıl etkileşiyorlar?.
J)escartes| ideleri / düşünceleri dışardan gelen olgusal ideler; /ihint» rafmdaiLjingeleınJe oluşturulan ideler ve doğuştan getirilen ideler ulank üçe ayırır, flunlardan en açık ve .seçik olan ve bizi bilgiye götüren ideln yalnızca doğuştan olan düşüncelerdir. İnsanı yanlışa götüren iki yeti at anlama yetisi ve iradedir. İrade, doğruluk ve yanlışlık konusuna kayıtsır dır; anlama yetisinin sınırlarını aşar, irade de anlama yetisinin açık w seçik olarak kavrayamadığı şeyleri olumladığı için yanlışa neden olur.
•> Spinoza (1632-1677)
Panteist (tümtanncı) bir filozof olan ve varlık açısından melafiziksel bir determinizjni benimseyen Spinoza, felsefesini Descartes’tan etkilenerek "var olmak için kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan varlık” la (Tanrı kavramıyla) başlatır. Descartes felsefesindeki ikiliği aşmaya çalışır /donist (tekçi) bir filozof olarak tek töz (cevher) kabul eder. Diğer metafi-zikçiler gibi varlığı, dış dünyayı açıklama çabasında çokluğu birliğe indirgemeye çalışır. Varoluşu en son ve en yüksek nedenle (lanrı’yla) açıklar. Madde ve ruh da bu töz (Tanrı)ün iki yüzü gibidir.
Spinoza’ya göre, tunı varlıklar f anrı’dan, zorunlulukla ve belirli bir düzen içinde doğmuşlardır. Ayrıta doğadaki her nesne başka bir nesnenin, her olay başka bir olayın zorunlu sonucudur.
Descartes,tesettür bu çıkmazdan kurtulmak, ruh ile beden arasındaki açıklamak için beynin altında kalan bir bölgede ruh ile bedenin ilişip^ sağlayan bir organ olduğunu ileri sürer. Matcmatiklcn etkilenerek fclwff| de matematiksel yöntem ve temellere dayanarak kesin bilgilere ulaşabıkj^ ğimizi savunan De.scartes, çağının bilimlerini “yetkin bir bilgi olan” matı, maliği örnek alarak
Düşünce tarihlide rasyonnli/ını doıuğn ulaştıran ve tmn feKefesini üçlü kavramsal ayrımlara dayandıran lle^el en başa tıım getçeklik dediği ideyi yerleştirmiştir ve idede hem geıçeklcr hem de kavramlar çakışmaktadır. Diyalektik düşünme yöntemine göre kurduğu sisteminde (mutlak idealizminde) her kavram gibi ide de üç kavramdan oluşur: mantıki ide. doğa ve ruh=geisl Yabancılaşma kavramını da ilk kez felsefi açıdan tanımlayan Hegel olmuştur. Ona göre insanlık tarihi, insanoğlunun yabancılaşnnısmın tarihidir.
Tinin Görungubilimi adlı yapıtında, bilincin en alttan en yüksek düzeylere, yani felsefî bilinç düzeyine ulaşıncaya kadarki gelişimini; bilinç / öz-bilinç / us evreleriyle anlatan llegel'e göre, insan duşüncesililk evrede yalnızca gelenek ve görcneklcji izleyen törel bir yaşama bağlıdır (aslında düşüncesizidir yaşamdır bu), j^inci evrede artık ilk yaşamdan kopuş, ona yabancılaşma söz konusudur; önceki yaşamın yargılandığı, ekinsel (kültürel) bir yaşamdır bu. Bu iki evrelüçüncü adımdaki ahlaksal bilinçte birleşmektedir. t ls.sal genel istencin ortaya çıktığı bu evre, bireyleri özgür kişiler olarak bir araya,getiren ortak bir yaşamdır.
Doğru bilgiye mantık yoluyla ulaşılabileceğini savunan llegel'in tüm kavramları ideafist sîsteniindeki diyalektik süreçlerle anlam kazanır. Doğru bilgiye bu diyalektik düşünceyle ulaşılır. Evrensel düşünce (ide) ilk aşamada (tez) kendi kendinedir; burada düşüncenin varoluşu bir imkândır, llegel bu evTcyi mantıkî ide kavramıyla adlandırır, ikinci aşamada (antitez) evrensel düşünce kendi dışında, doğadadır. Burada kendini tanımak; gerçekleştirmek için başkalaşır, ama kendi biçiminde değildir; özüne ters düşerek yabancılaşır. İşte kendinde ve kendi için ide ya da ruh-üeist kavramıyla belirlenen üçüncü aşama (sentez) da evrensel düşünce - birey yabancılaşmadan kurtulur.
Kültür, toplum, devlet ve diğer toplumsal olguların ortaya çıktığı bu son aşamada birey, kendisinin bilincine varır; kendisini yeniden bulur. Çünkü Megel’e göre kendinde ve kendi için var olan bilinç, devlet gücünde gerçekten kendi yalın özünü ve genelde kalıcılığını bulmaktadır. Devlet gucu ona kendi ozunü anlatır. Ilegel'm düşüncesinde, bıı imkân olarak ortaya çıkan özgürlüğün gerçekleşmesi ve böylecc de yabancılaşmadan kurtulma ancak tarih ve kültür dunya.sında münıkun olmaktadır, çünkü özgürlüğe içeriğini-tesettür sundu.
